
Seyfi Bey…
Armağan Çağlayan’ın bir oyuncu olmamasına rağmen muhteşem canlandırdığı, Seyfi Dursunoğlu ve Huysuz Virjin’in hayatını anlatan oyuna gittik CKM’de. Oyun seyircisinin yaş ortalaması epeyce büyüktü o nedenle oyun içinde bazı kişilerin kayıt alınmamasına yönelik uyarıları dikkate almayan tavırları, kalkıp paldır küldür tuvalete gitme teşebbüsleri beni çok şaşırttı. Toplumun nispeten eğitimli ve yaşı büyük insanlarının tiyatroda nasıl davranılır hususunu bilmemeleri gerçekten çok üzücü. Oyundaki bu saygısız tipleri bir kenara bırakırsak, çok ağladığım, ağlamaktan ayakta alkışa çok geç kalkabildim. O kadar ağladı ki çıktığımızda bir yere oturalım dedik, garson ilk “iyi misiniz ?” diye sordu. Yüzüm şişmiş, makyajım akmış ağlamaktan. Peki niye bu kadar çok ağladım?
Türkiye’nin son 25 yılda ne kadar muhafazakarlaştığı daha doğrusu muhafazakarlık dayatmasına maruz kaldığı ortada. Bu muhafazakar dayatmanın bir insanın varoluşu üzerindeki etkisi, onu var eden unsurları yok sayarak yok oluşa itmesi ne kadar korkunç bu oyunda izleyebilirsiniz. Türkiye ve Dünya’da artan sağ iktidarların, insanlara bir gelecek vadetmediğini biliyoruz elbette. Ama bu durum gittikçe gelecek vaad etmemekten öte gelecek vermemeye dönüştü. Ailesinde babası ile başlayan görmezden gelinme ,yok sayılma, sevmeye değer bulunmama hissiyatı, Seyfi beyi, yıllar içinde kan, ter, gözyaşıyla emek vererek can verdiği Huysuz Virjin’e kavuşturdu. O kadar ki, Huysuz’u Seyfi Bey’den daha çok sevdi milyonlar. Elbette bu toplumun sevdiği, güldüğü, mutlu olduğu her şeye düşman, toplumsal ahlakımızı aşırı düşünen yetkililerin Huysuz Virjin’e müdahelesi de uzun sürmedi. Ekrana çıkma yasağı ile sonuçlanan kariyeri ve o kariyeri inşa ederken fergat ettiklerini düşününce, pek de sevmediğini söylediği Zeki Müren’in yıllar önce kendisine yaptığı “Seyfi, dikkat et yalnız kalacaksın sonunda” uyarısının ne denli halklı olduğunu da anlamış oldu. “Ne kadar aptalım, özel hayatımı yaşamadım” diye ağlarken Seyfi Beyi canlandıran Armağan, ben, hayatını yaşamaktan mahrum bırakılmış herkese ağlıyordum. Zeki Müren’e ağlıyordum, Huysuz’a ağlıyordum, Seyfi Bey’e ağlıyordum, Tunç’a ağlıyordum…
Sanat camiasında yıllarca beraber çalıştığı arkadaşlarının, kanal sahiplerinin, patronlarının tepkisizliğine öfkelenirken, bu durumun kendisinde yarattığı hissiyatla empati yapıp daha da çok ağladım.
Onu görmediğinde de sevenlerin Armağan’ı dakikalarca ayakta alkışladığı boş koltuksuz bu oyunu sağ olup izleseydi şayet Armağan’a sarılır kendine ve hepimize ağlardı.
Hem Huysuz’a, hem Seyfi Bey’e hem de Tunç’a…
Allah Rahmet Eylesin, yattıkları yer incitmesin.
Elif Bahar Ş.
İstanbul-Kadıköy-2026