Peygamberin Şarkısı – Paul Lynch’in 2023 Booker ödüllü romanı

-Tarih, ne zaman çekip gitmeleri gerektiğini bilememiş insanların sessiz bir kaydıdır. ” diyor Anie.

Oysa Elish,
Tarih, çekip gidememiş insanların sessiz bir kaydıdır, seçim şansı bulamamışların kaydıdır. Gidecek yeriniz olmadığında veya gitmeye imkanınız elvermediğinde gidemezsiniz, çocuklarınıza pasaport alamadığınızda gidemezsiniz, ayaklarınız toprakta kök saldığında ve onları oradan koparmanız mümkün olmadığında gidemezsiniz..” diyor.

(buradan itibaren yazacaklarım spoiler içerir kitabı okumadıysanız şayet uyarmış olayım)

İrlandalı yazar Paul Lynch‘in kalbinizi mengene ile sıkıştırdığı romanı Peygamber’in Şarkısı romanı, esasen yazar tarafından distopik bir gelecek olarak kurgulanmış. Kitabı bizim gibi coğrafyalardan okuyanlar içinse distopik olmadığı gibi bir çok olayda gerçeğin ta kendisi. ben bir romanı okurken veya bir filmi izlerken işlerin kötüye gittiği, sarpa sardığı bölümleri hemen bitirip geçmek isterim. bir an önce iyi bir şeyler olsun isterim. ne yazık ki tıpkı yaşamda olduğu gibi bu romanda da işler hiç iyiye gitmedi. her defasında daha da kötüleşti, kahramanımız sıkıştıkça sıkıştı.
önce sendika başkanı eşini aldılar, sonra oğlunu yaşı tutmadığı halde askere almak istediler, çocuk askere gitmemek için kaçıp direnişçilere katıldı. Eşi ve oğlunun başına neler geldiğini okuyucuya bırakan yazar, Cumartesi Anneleri‘nin 700 hafta bunu sorduğunu sanırım bilmiyordu. oysa biz biliyorduk ne olduğunu, evlatlarından bir kemik bulmayı ümit eden yüzlerce anne gibi. kahramanımız işten çıkarıldı, evi arabası tahrip edildi, işaretlendi tıpkı alevi evlerinin işaretlendiği gibi…Küçük oğlu, daha ortaokul çağındaydı, eylemlerdeki müdahalede yaralandı, yaralı haliyle kaçırıldı hastaneden ve yüzlerce ceset torbasından birinin içinde buldu annesi onu. Berkin Elvan‘ı, Ali İsmail’i bilmiyordu belliki yazar, oysa biz biliyorduk. kahramanımız faili bilmiyordu, bu yanlış bir yerden dönecek sandı hep. hukuka inanmayı, güvenmeyi son ana kadar bırakmadı. bu olanlar “yanlış”tı ve bir noktada bu yanlıştan dönülecekti. onun bir “yanlış” olarak tanımladığı şey, değiştiğini anlamadığı yeni sistemin “doğru”suydu oysa. düzelmeyecekti. Bir konteyner içinde kaçak yollarla deniz kıyısına ulaşmaya çalıştığı yolculukta, siyah botlara can yeleksiz binecekken anladı durumu. şanslı olduğu tek konu Kanada’dan onu getirmek için çabalayan bir kardeşinin olmasıydı ki orada da yazar Kanada’ya ulaşıp ulaşamadığı hususunu okuyucuya bırakmak gibi bir hata yapmıştı. Çünkü bizim gibi sahile çocuk cesetleri vuran bir coğrafyada yaşamıyordu o. biz ve çevremizdeki coğrafyalarının sınandığı şeyleri bilmiyordu belliki.

velhasıl kelam son zamanlarda okuduğum en ağır kitaptı. üstelik dili ağır ve ağdalı olduğu için değil, bilakis yazarın anlatımının muhteşem bir sadeliği ve o sadelikten doğan bir etkileyiciliği var. mesele yazarda değil, olanların bu coğrafya için distopik olmaktan öte yaşanmış olaylara temas etmesi ile ilgili. okurken olduğu gibi yazarken de içim sıkıldı.

Dante‘nin dediği gibi :


“Çevrene iyi bak, söylense inanmayacağın şeyler göreceksin.”

Bahar Ş.

Bir Cevap Yazın

WordPress.com tarafından desteklenmektedir.

Yukarı ↑

anason kokusu... sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin