“Bir halkın hafızası, çalınan çocukların ve kaybedilen hayatların peşini bırakmıyor. Arjantin’in karanlık 1976 darbesinden bugüne kalan borçlar ve bitmeyen adalet arayışı…”
Askeri bir darbe ile sistematik olarak “kayıp” edilen, daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan binlerce (otuz bin üzerinde) kadın ve erkek; öğretmen, kimyager, doktor, mühendis, memur, gazeteci, yazar[1], rahibe[2], sendikacı, hukukçu, öğrenci ve hatta lise öğrencisinin ahı tutmuş olabilir mi?
Yüksek sesle “BİR DAHA ASLA” diyemeyen, 40 yıllık adalet kazanımlarını hiçe sayarak ceza evinde Ölüm Meleği [3]’ni ziyarete giden bir parti, yaşadığı ekonomik krizin sebebini kavrayabilir mi?
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Amerika kıtasının güneyinde “Arjantin” adında kendi kendine yeten, kaynakları bol, sanayisi gelişmiş bir ülke varmış. Bu ülkenin başkanı ülkesinde milli sermayeyi, işçiyi ve yatırımcıyı koruyacak politikalar uygularmış. Aynı kıtanın kuzeyinde ise, insani değerleri değil sadece kâr maksimizasyonunu hedefleyen, sınır tanımayan bir sermaye iştahı ve bu iştahı besleyen kontrolsüz bir finansal sistem varmış. Bu sistem; kendine yeten, daha eşit ve adaletli paylaşıma inanan ülkeleri kendi büyümesi önünde bir engel olarak görür; bu ülkelerin yerel istihbaratları ile ortak çalışır, askeri personeli bizzat eğitip darbe yapmaları için teşvik eder, hatta mali yardımlarla cuntaları desteklermiş.. [4]
İşte 1976’nın Mart ayında yine böyle desteklediği ve teşvik ettiği bir cunta gelmiş ve Arjantin’e çökmüş. Buenos Aires’in göbeğinde bir askeri okul olan ESMA’da yapılan işkenceler, tecavüzler daha iyi bir dünyaya inan binlerce insanın yok edildiği bir merkeze dönüştürülmüş. Merkeze hamile gelen kadınlar doğuma kadar yaşatılıp, doğum yaptıktan sonra bebekleri alınarak ölüm uçuşları(Vuleos de la Muerte)’na götürülür; bebekleri ise annelerine işkence yapan askerlere hediye olarak “evlatlık” verilirmiş. Bu, “zehirli” sol görüşlerle yetiştirilecek bebekleri kurtarmak içinmiş. İdeolojik tohumları kurutmayı amaçladığı yıllar sonra mahkemelerce kanıtlanıp da insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına alınmadan önce böyle yüzlerce bebek annelerinden koparılmış, anneleri ise uçaklara bindirilerek Atlas okyanusu veya Rio de la Planta nehrine atılmış. Çoğunun cesedi bulunamamış. Evlatlarını arayan anneler bir platform kurmuş, o anneler torunlarını arayan anneanne ve babaannelere dönüşmüş. Bu anneanne ve babaanneler bir ulusal genetik veri bankası kurarak, bir çocuğun anneanne veya babaanne kanıyla soy bağını %99 oranında kanıtlayan bir formül geliştirmişler. Anne ve babasına benzemediğini fark eden, ailesinin askeri geçmişinden şüphelenen çocuklar bu DNA testi sayesinde işkenceci baba ve annelerinin gerçek ailesi olmadığını öğrenmiş. Çocukluğu değil gerçekliği çalınan bu çocuklardan biri[5] 36 yıl sonra anneannesine kavuştuğunda bütün Arjantin ağlamış. Bir diğeri babasının aslında annesinin işkencecisi olduğunu öğrenmiş mücadelesi ile Arjantin kongresine seçilen ilk kayıp çocuk[6] olmuş. Ne yazık ki yüzlerce çocuk onlar kadar şanslı değilmiş. (detaylı bilgi)
Bunca acı neden mi çekilmiş?
Sanayisizleşme politikaları uygulayan cunta, yerli sermayeyi koruyan gümrük duvarlarını yıkıp ithalatı ucuzlaştırınca yirmi binden fazla fabrikanın kapanmasına neden olurken, Ford, General Motors, Exxon gibi ABD’li şirketlerin pazara girmesine de yardımcı olmuştur. Arjantin’i tarıma ve ihracata dayalı bir modele geçirerek Batılı sermaye grupları için cazip bir hale getirmiş, tahıl ve et gibi doğal kaynaklarını ucuza satmak durumunda bırakmıştır. Amerikan bankalarından alınan yüksek dış borçlar fabrika ve üretime değil de ordu ihtiyaçları ve lüks tüketime gitmiş, borcu kapatmak için İMF’den aldığı borçlar ise bugün bile hala boğuştuğu hiperenflasyon ve ekonomik krizin bir kısır döngü halinde kronikleşmesine zemin hazırlamıştır.
Kaybedilen milyon dolarlar kaybedilen solcuların ve bebeklerin ahı olabilir mi?
*Darbeden önce milli gelir pastasının neredeyse yarısını (%45) alan işçiler, darbeden sonra çeyrek(%25) dilime razı olmak zorunda kalmışlardır.
*Darbe öncesi ne göre yoksulluk 5 kat artmış, 1975’te aldıkları kişi başına düşen milli gelirinde gerisine düşmüşlerdir.
*Darbe öncesi 9,7milyar dolar olan dış borcu, darbe sonrası 45 milyar dolara ulaşmıştır.
Sadece bu verilere bakıldığında bile darbenin bir temizlik operasyonu olduğu; sermayenin önünde engel olan solcu aydınları, sendikacıları, bilinçli işçileri yok ederek sermayenin yolunu açmak için yapıldığını görmek mümkün. Sistematik olarak yok edilen on binlerce insan; sadece farklı bir görüşe sahip oldukları için değil, sermayenin sınırsız iştahı önünde ideolojik birer engel oldukları için öldürüldüler. o insanlar hayatta kalsaydı, ne fabrikalar bu kadar kolay kapanabilir ne de ülke bu borç batağına bu kadar sessizce sürüklenebilirdi. Kaybolan canların da paralarında faili aynıydı.
Sivil yönetime geçildiğinde cuntacılar yargılanmaya başlanmış, zaman zaman sağ hükümetlerce sekteye uğratılsa da bin iki yüzden fazla kişi insanlığa karşı işlediği suçlardan hüküm giymiştir. Bugün yargılamalar yine durma noktasında.
Oxford academic
Buenos Aires Times
ulusal askeri arşiv
Torunlarını Arayan Anneanne ve Babaannler
[1] Rodolfo Walsh
[2] Alice Demon ve Leonie Duquet
[3] Alfredo Astiz
[4] Condor Planı
[5] İgnacio Montoya Carlotto
[6] Victoia Donda
Bir Cevap Yazın